Resim Bulunamadı

Mevlana’nın Kadına Verdiği Önem. Geçmişten Günümüze Kadınlar.

5 Haziran 2012
686 Kez Okundu
  • Mevlana’nın Kadına Verdiği Önem. Geçmişten Günümüze Kadınlar.

    Kadının toplumdaki yeri tarihten günümüze kadar büyük bir yer tutmuştur. Sümerlerde, Asurlardan, Antik Yunandan Ortaçağ Avrupa’sına  ve İslamiyet’ten günümüze kadar kadın hep toplumsal yaşamın bir parçası olmuştur.

    Hz. Adem‟den itibaren kadının insan hayatındaki önemi ve yeri çok iyi anlaşılmaktadır. Özellikle İslamiyet kadına ve kadın haklarına büyük önem vermiş „‟Biz sizi bir dişi ve bir erkekten yarattık‟‟ diyerek kadının dini hayattaki önemini de bildirmiştir. Hz. Peygamberde toplumda kadının yeri hakkında pek çok hadis bildirmiş ve erkeklere “hanımlarınıza kötü muamelede bulunmayın” diyerek buna dikkat çekmiştir. Yine dört halife devrinde ve diğer İslam devletlerinde de kadına verilen üstün değeri görebiliriz. İslam düşünürlerinden pek çok alim kadının toplumdaki ve dindeki yeri hakkında görüş beyan etmişlerdir. Bu âlimlerden biri de, kadının toplumdaki ve dindeki yeri ve konumundan bahseden Mevlana‟dır. Mevlana kadına çok büyük önem vermiştir. Eserlerinde hem kadının maharetlerinden toplumdaki ve ailedeki yerinden hem de zaaflarından bahsetmiştir. Mevlana aile hayatında iyi bir baba ve hem de çok iyi bir eş olmuştur. Sema ve sohbet meclislerinde kadınlara da yer vermiş, özel olarak onların sohbetlerinde de bulunmuştur. Mevlana insanları kadın erkek diye ayrı görmez, her ikisinin de aslında bir cevherden geldiğini söyler. Mevlana‟nın bu anlayışı Kur‟an ve sünnete dayanır. Allahu Teala da * S.D.Ü., İlahiyat Fakültesi Lisans Öğrencisi, Isparta Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 110 ayetlerde kadın ve erkeğe hitap etmiş, insanlık ve kullukta ayrı tutmamıştır. Her ikisine de sorumluluklar vermiştir. Mevlana sohbetlerinde ve eserlerinde kadınla ilgili hemen hemen her konuya yeri geldikçe yer vermiştir. Bu çalışmamızda geçmişten günümüze kadar kadının toplumdaki yeri ve önemi açısını ele alarak Mevlana‟nın kadına bakışını incelemeye çalıştık. Bunu yaparken de öncelikli olarak kadının ilkel toplumlardaki yerini sonra günümüze doğru belirgin medeniyetlerde kadının yerini ve değerini ele aldık. Bu bağlamda kadının İslamiyet‟te ki ve günümüzdeki durumu incelenerek, gelişmeleri ve olumsuzlukları ifade etmeye çalıştık. Özellikle Mevlana Celaleddin-i Rumi‟nin kadına vermiş olduğu değeri bir alim açısından ve bir insan olarak kadın hakkında söyledikleri ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılmıştır. Geçmişten Günümüze Kadın Kadının toplumdaki yeri yüzyıllardır tartışılmaktadır. Bu konu ile ilgili birçok çalışma ve faaliyetler yapılmıştır. Kadın ve erkek tarih boyu iki ayrı varlık gibi görülmüş ve kadınlar çeşitli haksızlıklara maruz kalmışlardır. Gelişmiş toplumlarda bile kadınlar sürekli haklarını korumak için mücadele vermektedir. Günümüzde de kadınlar insan hakları konusunda mağdur olduklarını bildirmekte ve haklarını savunmaya çalışmaktadırlar. Niçin kadının insan hakları sorusunu soracak olursak; İnsan haklarını, kadın ve erkek ayırımı olmaksızın garanti altına alınması gereken bunca uluslar arası sözleşmeye karşın, bugün dünyada kadınlar, eğitimde, istihdamda, toprak ve mülk sahipliği gibi birçok alanda erkeklerle eşit değiller. Toplumsal yaşamın çeşitli alanlarına hem etkin katılamıyor hem de katıldıkları durumda ayrıcalıklara uğruyorlar. Kadınlar kendi bedenlerinin yönetiminde söz sahibi olamadıkları gibi, aile içinde ve genel olarak toplumda şiddete maruz kalma da kadınlar arasında yaygındır‟‟.1 İşte bu ve bunun gibi birçok sebepten dolayı kadınlar, geçmişte ve özelliklede günümüzde daha çok haklarını savunma gayreti göstermekteler. Oysaki Kur-an‟ı Kerimde de belirtildiği üzere kadın ve erkek birbirinde ayrı tutulmamış ve bilhassa birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır.‟‟Sizi tek bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah‟tır.‟‟2 Ayette de görüldüğü gibi kadın ve erkek eş olarak birbirlerine karşı hiçbir ayrım olmaksızın yaratılmıştır. İşte bu toplumu oluşturan bu iki varlık zamanla kendilerine yani yapılarına uygun olarak çalışma alanları seçmişler ve yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bir müddet sonra ise bahsettiğimiz gibi kadının yeri problem haline geldi. Bunun başlıca sebeplerini şöyle sıralayabiliriz: Kadının yapısı, zaafı, dini faktörler ve namus edep gibi toplumsal duyarlılık uyandıran kavramların kadında 1 Filiz Kardam, İnsan Hakları ve Demokrasi Semineri 2 Araf,189 Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 111 düğümlenmiş olmasıdır. Bu sebeplerden dolayı tarih boyu ve günümüzde kadın problemi hep gündemde olmuştur. Bu problemleri toplumdan topluma, kültürlere, dinlere göre genel bir değişikliğini inceleyebiliriz. Şimdi toplumlara göre bir değerlendirme yapalım. a) İlkel Toplumlarda Kadının Yeri İlkel toplumlarda herhangi bir sınıf anlayışı yoktu. Toplumsal iş bölümü vardı. Erkekler avcılık kadınlar ise toplayıcılıkla uğraşıyordu. Kadın bu düzen içerisinde ezilmiyordu. Ayrıca toplumda yönetme gücüne de sahipti. Bu toplumlarda kadın haklarına çok önem verilmiştir. Bunu da şuradan anlayabiliriz; ilk zamanlarda tüm Tanrılar tanrıça imiş. Özellikle Sümerlerde kadının yeri çok büyüktür. Sümerlerde kadın, tek başına mahkemede tanıklık yapabiliyordu. Kocasından ayrılmak istemezse mahkemeye başvurarak malların yönetimine bizzat sahip olabiliyordu. Ayrıca kadın bereketin temsilcisiydi. Bu şekilde ilk zamanlarda kadın – erkek ayrımı, erkeğin kadından üstün görülmesi gibi sorunlar yoktu. Kadının fonksiyonu ailesinin geçimini sağlamaktı. Bu ilkel tolumdaki iş bölümünde kadının evi geçindirmedeki rolü göz önüne alındığında, analık soy zinciri ve analık hukukunu geçerli kılıyordu. Ayrıca bebekli anneler, diğerleri av ile geri dönene kadar bekliyordu. Belli bir stoku bulunmadığı içinde çocuğunu doyurmak için kendi çabalarıyla yiyecek buluyordu. Bazı araştırmalar bu açıdan bakıldığında ziraatın başlangıcında kadınların etkisinin büyük olduğunu belirtmişlerdir. Ot topladıkları içinde bitkilerin yararlarını ve zararlarını biliyorlardı. Yani o dönemde kadının bilgisi erkeğin bilgisinden çoktu. Bu yüzden toplumsal gelişmeyi ilerleten, katkıda bulunan kadındı. Daha sonra git gide zamana ve toplumlara göre kadının konumu değişmeye başlamış. Ev işlerinden başka hiçbir işte rol almayan, fikri sorulmayan biri haline gelmiş. Evlilik bağı kolaylıkla çözülebilir ve çocuklar anneye ait olurdu. Kadının alınıp satılması da mümkün hale gelmiştir. Görüldüğü gibi ilk zamanlarda ve sonrasında kadının önemi ve hakları tam olarak verilmemiştir. Böylece genel bir bakışla ilkel toplumların başından sonlarına doğru ne gibi değişikliklerin olduğunu kadının görevlerini, yerini ve durumunu ele almış olduk. b) Batı Toplumlarında Kadın Anlayışı Batı, dünyanın diğer medeniyetlerine kıyasla, Avrupa ve Kuzey Amerika‟yı kastetmek için kullanılan bir kavramdır. Batı medeniyetinin kökleri Antik Yunan ve Roma medeniyetlerine dayanır. Felsefe üzerine kuruludur. Hıristiyanlığın kadınlara karşı davranışı Yahudilerden daha kötü olmuştur. Hristıyanlığa göre kadın şeytanca kötülüklere kapı açar, erkeği yasak ağaca götürür. Allah‟ın emirlerini çiğner ve erkeğin ahlakını bozar. Hıristiyan Aziz Tertilyonos da şöyle der: “Kadın, şeytanın insan nefsine giriş kapısıdır.” Allah‟ın yasalarını iptal eden Allah‟ın Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 112 çehresini bozan iğrenç bir mahlûktur. Havva şeytana uyup Adem‟i kandırmasıyla ‟‟Asli Günah‟‟ oluştu. Böylelikle Havva şeytana aldandığı için ondan sonra gelen bütün kadınlar şeytandır. Hem Tevrat‟ta hem İncil de günahın tek sorumlusu olarak Havva‟yı görürler. Kadın erkek eşitsizliği, cinsiyet ayrımı yüzünden meydana gelen feminizm hareketleri de ilk batı toplumlarında kendini göstermiştir. 19. yüzyılın sonlarında Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan bu hareketin nedeni; kadınların erkeklerle politik olarak eşit haklara sahip olma isteği, aynı iş için erkeklerle aynı ücreti alma ve kadınların üniversiteye gidip her işte çalışma isteğiydi. Görüldüğü gibi batı dünyasının her alanında kadının yeri yoktur. Günümüzde de her ne kadar kadını modern, özgürlükçü her hakka sahip olarak gösterilmeye çalışılsa da kadın hala değersiz ve cinsel bir meta olarak görülmeye devam ediyor. Bugün batı toplumlarında on sekiz yaşına gelen çocuklar evden ayrılmak zorunda anne babanın sorumluluğundan çıkmaktadır. Son olarak da önemli isimlerin, fikirlerini tarih boyu duyduğumuz batı filozofların kadın hakkındaki düşüncelerine bakalım. Eflatun „‟Kadın cehennemin kapısıdır. Kadın orta malı olarak elden ele gezmelidir.‟‟demiştir. Aristo‟‟Kadın yaratılışta yarım kalmış bir erkektir.‟‟ Ünlü alman filozofu Nietzche ise‟‟Kadınla konuşacağın zaman kırbacı eline almayı unutma‟‟ demiştir. Kadınla erkeği kıyaslayan Chamfort kadının her zaman kötü düşüncelere sahip olduğunu ileri sürer:‟‟ Bir erkek kadınlar hakkında ne kadar kötü düşünürse düşünsün, hiçbir kadın yoktur ki. Ondan daha da kötüsünü düşünmüş olmasın. Komedi yazarı Armond Salacrou: „‟Papazlar günah çıkartan kadınları dinledikleri zaman evlenmemiş olmakla teselli buluyorlar.XVI. Asrın ünlü Fransız yazarlarından Moliere: “Demir kafesler ve kapı sürgüleri kadınları ve kızları namuslu yapmaz‟‟ diyerek kapalı tutmaktan ve toplumdan tecrit etmekten ziyade onların namus duygularının geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Kıskançlık açısından bakan Andre Suares: “Kadınlar her şeyi kıskanırlar hatta mutsuzluğu bile.” Guillaume Bouchet: Kadınları konuşturmanın bin yolu vardır ama susturmanın bir yolu yoktur‟‟ demiştir. Batı düşüncesinin önemli mimarlarının düşünceleri de göz önüne alındığında; batı düşüncesinde kadın, erkekten ayrı ve onun daha çok altında ele alınmış, sıfatları ve zaafları açısından değerlendirilmiştir. c) İslamiyet’te Kadının Konumu ve Önemi İlkel toplumlarda, Batı Medeniyetinde, İslamiyet‟e gelmeden önce Cahiliye Arap toplumunda kadının yeri hep erkekten sonra aşağı bir konumda idi. Aynı şekilde Hrıstiyanlık ve Yahudilikte de kadına verilmesi gereken önem verilmiyordu. Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 113 Örneğin; en eski medeniyet olan mısır medeniyetinde kadının konumu neydi? Mısır Medeniyetinde kız kardeşle ve kendi kızıyla evlenme vardı. Akraba ile evlenme ve kadınların hediyelik eşya gibi kullanılması da vardı. Tarihçilerin Mısır Medeniyeti Hakkında Söyledikleri: 1) O zamandan kalan gazel, kaside ve mektuplardan anlaşıldığına göre kadın erkeğe hitap ederdi. Erkekten buluşma saatini belirlemeyi isteyen ve açıktan evlenme teklif eden kadındı. 2)Bu medeniyette cinsi münasebetler apaçıktı. 3)Gençlerin evlilikten önce genç kızlarla ilişkisi serbest ve isteğe bağlıydı. 4)O medeniyette din adına her türlü günah işlenirdi. Din adamları bunu mübarek sayıyorlardı.‟‟3 Bu bilgiler ışığında Mısır medeniyetinde kadının durumunu, hayattan uzak tutulduğunu, evlilikte söz sahibi olmadığını ve cinsel bir meta olarak görüldüğünü öğreniyoruz. Diğer büyük medeniyetlerden biri de Hint Medeniyetidir. Hint Medeniyeti kast sistemi uygulanan bir medeniyettir. “Zarama” denilen ahlak sistemleri vardı. Bazı ahlak kuralları şöyleydi: Brahmana hürmet, ineği yüceltme, nesli arttırma görevi gibi kurallar vardı. Bu medeniyette kadının konumu: 1)Kadının koca seçme hakkı yoktur. 2)Kadın Tanrının hizmetçisi veya mabedin hizmetçisi olması gerekliydi. 3)Kadın erkeğe karşı daima ikinci sınıftı. 4)Eğitim-öğretim kadına yasaktı. 5)Kadının görevlerinden bir diğeri de kocası öldüğünde kendisini yakmaktı.‟‟4 Şimdi de İslamiyet‟ten önce Arap Medeniyette kadının yerine bakalım: İslam‟dan önce Arap yarımadası çeşitli medeniyetlerin izlerinin bulunduğu örf ve adetlerin önemli olduğu bir yerdi. Cahiliye toplumunda aile, toplumun çekirdeği idi. Daha sonra bu aile genişleyerek aşiret daha sonra da kabile diye isim almıştır. Cahiliye evlenmelerinde kadınla erkeği birbirine bağlayan nikah, dini bir mahiyete hâiz olmadığından kadın, ancak çocuk doğurduktan sonra aileye dahil edilirdi. Bundan dolayı bir kadın çocuk doğurmadan önce ölürse kocası taziye edilmezdi. Araplarda evlenme yolu ile ortaya çıkan akrabalığın önemi yoktu. Bu nedenle bir baba ölürse oğulları, üvey anneleri ile evlenebilirlerdi. İslam öncesi aile yapısı, köklü temellerden yoksun görünmektedir. Sebebi ise, o dönemde kadınlara ve kız çocuklarına itibar edilmemesi, değer verilmemesidir. Araplarda hâkim olan evlenme çeşidi, erkeğin kendi kabilesi veya aşiretinden bir kadınla 3 Abdulhalim Mahmud, Müslüman Kadının Şahsiyeti ve Daveti, Ravza yayınları, syf, 25 4 Mahmud, a. g. e, syf, 29 Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 114 evlenmesidir. Daha çok amcakızlarıyla evlenmenin revaçta olduğu görülmektedir. Ancak bu, kabilesinin dışındaki kızlarla evlenmesine engel değildir. Kendi kabilesinin dışında birisi ile evlendiğinde eşi artık kendi kabilesine katılmış sayılırdı. Bu dönemde erkek, kadın üzerinde otoriter ve hâkimiyet sahibidir. Yabancı kabileden yapılan evlilikte kadına, ailesiyle birlikte belirlenen mehir verilir. Bu normal bir evliliktir. Bunun dışında bir de genelde bir başka kabileyle yaptıkları savaşta elde ettikleri esirlerle evlilik yapılırdı. Cahiliye döneminde yaygın olan adetlerden biri de, kız çocuklarını diri diri toprağa gömme âdetidir. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömme âdetinin, kadını küçük görmenin yanında çeşitli nedenleri vardı: Birinci neden, ekonomik idi. Çünkü fakirlikten ötürü aile fertlerinin az olması isteniyordu ve erkek çocuklar büyüdükten sonra aile bütçesine katkıda bulunurlar ümidiyle yetiştiriliyorlardı. Fakat kız çocuklar büyüdükten sonra evlenecekleri için daha küçük yaşta öldürülüyorlardı. İkinci neden ise, kabileler arasındaki sürekli savaş ve kargaşa idi. Kız çocukları savaşlarda işe yaramadıkları gibi birde korunmayı gerektirdiği için. Bu gibi sebeplerden dolayı kızlar diri diri gömülüyordu. Bu dönemde genelde orta ve aşağı tabakalarda kadının hiç bir önemi ve rolü yoktu. Bu durum, zaten doğuşta başlıyordu. Bir adamın erkek çocuğu dünyaya gelirse, sevinir, şenlik yapar; kız çocuğu doğarsa utanır ve bir suç işlemiş konuma düşerdi. Özellikle aşağı tabakalarda kadının kocası yanındaki değeri, onun, mülkiyetinde olan malların değerinden fazla değildi. Bu dönemde Arap erkeği, adet zamanlarında bir kadınla bir odada oturmazdı. Onlarla birlikte yiyip içmezdi, hatta bazen adet gören kadın geçici olarak evden bile çıkarılabilirdi. Hz. Muhammed (s.a.v.)‟in doğduğu, İslamiyet‟in indiği dönem bu şekilde idi. Hz. Ömer‟de bu durumu şu sözüyle anlatıyor: “Kadın ancak İslamiyet‟te insana yakışır muamele görmüş, değer kazanmış ve haklara sahip olmuştur. Kadınların durumundaki bu mühim değişikliği bizzat Kuran‟ı Kerim getirmiş, Hz. Peygamber tamamlamıştır.”5 Hz. Ömer‟inde açıkça belirttiği gibi İslamiyet kadına karşı iyi davranmayı, dövmemeyi emrediyor. Kadını zelil bir durumdan en üst seviyeye çıkarıyor. İslamiyet‟in bu güzelliği karşısında da ilk inan bir kadın olmuştur. Esas itibari ile İslam‟a en çok hücum edilen konuların başında kadın ve kadın hakları gelmektedir. Bu hücumların sebebi ya cehalet ya da düşmanlıktır. Mesele tarafsız olarak ele alındığında İslamiyet‟in kadını horladığı değil bilakis onu layık olduğu makama yücelttiği görülür. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından 5 Tayyip Okiç, İslamiyet’te kadın öğretimi, Diyanet işleri başkanlığı, syf,7 Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 115 çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de and olsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.”6 Ayette de açıkça görüldüğü gibi erkeğin kadına hiçbir üstünlüğü yoktur. İslamiyet‟in insana bakışı ne ise kadına bakışı da odur. Günümüz Toplumlarında Kadın Anlayışı Geçmiş toplumlarda veya dinden uzak kalmış değerleri tahribata uğramış eski toplumlarda kadın, ya ölmüş kocasıyla birlikte gömülmek zorunda kalacak kadar erkeğe bağımlı kılınarak kocasının hâkimiyetine mahkûm edilmiş, ya hayatı iş gücü, cinsellik gibi bir takım dar kalıplar arasına sıkıştırılarak sınırlandırılmış ya da temel nitelikleri bastırılarak toplumdan soyutlanmış, kimliksizleştirilmiş ya da varoluş mücadelesi dâhilinde hak etmediği bir kimliği kabul etmek zorunda kalmıştır. Modern hayat dediğimiz günümüzde ise kadının konumunun çokta değişmediğini, kadının hep bir kimlik arayışı içerisine olduğunu görüyoruz. Günümüzde kadınların başlıca sorunlarını şu şekilde sıralayabiliriz: Aile içi şiddete maruz kalma, toplumsal ve kültürel baskı, eğitim öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak, çalışma hakkından yoksun bırakılmak, iş yerinde ayrımcılık ve gelir adaletsizliği. Bu sorunları değerlendirecek olursak; yapılan araştırmalara göre, dünyada her üç kadından biri aile içi şiddete maruz kalıyor ve bu oran Türkiye de daha yüksek. Özellikle, bilindiği gibi kırsal kesimlerde şiddete maruz kalan kadınların sayısı daha fazladır. Eğitim öğretim imkânsızlıkları ise bilhassa ülkemizin doğu kesiminin önemli bir problemidir. Okulların yerleşim yerlerinden uzak olması, ailelerin ekonomik güçlük içinde olmaları, çocukları ev veya ev dışında işlerinde çalıştırarak aile gelirine katkıda bulunması gibi sebeplerden dolayı kız çocukları okula gönderilmemektedir. Bu durum sonucunda da eğitim öğretim seviyesi çok düşük olmaktadır. Günümüzde kadının çalışma sahası da kısıtlı ve çok zor. Kadın yapı açısından erkek gibi kuvvetli olmadığı için her işte çalışamamaktadır. Çalışsa da erkekle aynı işi yaptığı halde daha düşük maaş almaktadır. Kadınların maruz kaldığı bir diğer sorunda kızların erken yaşta evlendirilmeleridir. Toplumun temelini oluşturan ailenin bilinçli kişiler tarafından kurulması gerekir. Küçük yaşta evliliğe maruz kalan kızlar çoğunluklar psikolojik rahatsızlıklar geçirmekte ve sonuçta sağlıklı bir aile kurulmamaktadır. Bu durumda sağlıklı bir toplumun oluşmasına engel olmaktadır. Şimdi ise artık bu gibi sorunlara geçmişe nazaran daha fazla tepki gösteriliyor. Kadınlar rahatça haklarını arayabiliyorlar. Anayasalarda kadın haklarına yer verilmiştir. Fakat ne yazık ki bu gelişmeler de halen sorunları çözmüş değil. 6 Al-i İmran,195 Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 116 Mevlana’nın Kadına Bakışı Mevlana Celaleddin-i Rumi tasavvufi düşüncesi, edebi kişiliği, asırlardır okunan eserleri, ilmi ve manevi şahsiyeti ile etki ve tesirini halen devam ettiren kültürümüzün yapı taşlarından biridir. Mevlana’nın hitap kitlesi bir bütün olarak insanlıktır. Ona göre kötü insan yoktur, eğitilmemiş ve yetiştirilmemiş fertler vardır. O renk, cins, dil, ırk, makam, mevki, yerli ve yabancı farkı gözetmeden hem kendi zamanındaki hem de gelecek kuşaklardaki sancılı ve sıkıntılı gönülleri tedavi ve teskin etmeye çalışmıştır. Bu maksatla onun dikkat çektiği en önemli sosyal zümre, kadınlar olmuştur. Kadının geri plana atılması, ihmal edilmesi ve kaderine terk edilmesi anlayışını değil, kadınların toplumun geleceğine etki edecek özelliğe sahip olmalarını vurgulamıştır. Tasavvuf düşüncesinin bir temsilcisi gibi Mevlana da, geleneksel anlamda, Müslüman halkların kadına bakış tarzını yansıtmakla birlikte o, kadının cinsiyetinden çok kişiliğine dikkat çekmiştir. Mevlana‟nın insanlara bakış açısının ve kadına önem vermesinin temelinde Kur‟an ve sünnet vardır. Kur‟an-ı Kerimde erkeğe verilen hak ve sorumlulukların aynısı kadına da verilmiştir. Kul olmak bakımından da aynı seviyededirler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: „‟Bana dünyadan üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadınlar ve gözümün nuru namaz.‟‟İkinci bir sünnet ise peygamber efendimizin veda hutbesinde: „‟Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmeyi ve bu hususta Allah‟tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.‟‟7 Mevlana erkeğin akıl kadının da nefis kavramlarını temsil ettiğini söyler: “Erkekle kadının hikâyesini anlattık ya; sen onu nefsinle aklına örnek bil. Nefisle akıldan ibaret olan bu kadınla erkek, iyinin kötünün ayırt edilmesi için gerek mi gerek. İkisi de şu toprak yurtta gereklidir; gece gündüz savaştadır, ikisi de olaylar içindedir. Kadın durmadan evin ihtiyaçlarını diler durur; yani şeref ister, ekmek ister, sofra ister, mevki ister. Nefis, kadın gibi her şeye bir çare bulmak peşindedir; kimi toprağa döşenir, kimi yücelik arar. Aklınsa bu düşüncelerden haberi bile yoktur; Aklında fikrinde ancak Allah”ın gamı vardır. Hikâyenin iç yüzü bu yemdir; bu tuzaktır ama dış yüzünü de şimdi toptan işit. 7 İsmail Yakıt, Batı düşüncesi ve Mevlana’da kadın, III. Uluslar arası Mevlana kongresi, Konya Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 117 Manayı anlatmak yeter olsaydı dünya halkı, işten, güçten kalırdı, düzen bozulurdu.”8Diyerek güzel bir benzetme yapmıştır. Mevlana eserlerinde kadın konusunu meziyet ve zaaflarıyla işlemiş ve kadının dini ve sosyal statüsünü belirtmiştir. Ona göre kadın ulvi bir varlıktır. „‟Mevlana”ya göre: “Pertev-i Hakkest an maşuk ni Halikest an guya mahlûk ni” (Kadın Hakk nurudur. Sevgili değil. Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil ) Kadın için “sanki yaratıcıdır” şeklinde ifade edilmiş olması onun anne olarak yeni bir varlığın dünyaya gelişinin en büyük sebeplerinden biri olması, onu içinde taşımasıdır. Kadın kavramına bu derece önem veren Mevlana, onu sosyal hayatın ve aile hayatının ayrılmaz bir parçası görmüştür. Kendisi sohbet ve sema meclislerinde daima kadınları da kabul etmiştir.‟‟9 a)Kadının Ruhu ve Tabiatı Mevlana, kadından bahsederken öncelikle onun ruhu üzerinde durmaktadır. İnsan ruhunda hürriyet duygusunun olduğunu, kadına da baskıyla tehdit ile değil iyilik ve ikna yöntemi ile yaklaşılması gerektiğini söyler. Kadınların karakterlerinde kötülük duygusu yoksa zaten yanlış hareketlerden kaçınacaklarını, iyi ve kötüyü ayırt edebilecek bir yapıya sahip olacaklarını belirtmektedir. Mevlana buna paralel olarak kadınların zorla örtünmeye zorlanmasının yanlış olduğunu şu sözleriyle ifade etmiştir: „‟ İnsan men edildiği şeye düşer. Kadına gizlen diye emrettikçe onda, kendini gösterme isteği çoğalır durur. Halkta da o kadın ne kadar gizlenirse, onu görmek isteği o kadar artar. Şu halde sen oturmuşsun, iki tarafın da isteğini kızıştırıyorsun. Sonra da bunu doğru düzgün bir şey sanıyorsun; oysaki bu iş bozgunculuğun ta kendisi. Kadının mayasında kötü bir işte bulunmamak varsa, yapma desen de, demesen de, o, iyi huyuna, temiz yaratılışına uyacak, ona göre hareket edecektir. Yok, tersine, mayası pisse, o gene kendi yolunu tutacaktır. Gerçekten de yapma, etme, görünme demek, sadece isteği artırır başka şeye yaramaz.‟‟10 Mevlana‟ya göre gönül erleri, kadına karşı koymaya kalkışmaz onun incitmek, üzmek istemez ve ona mağlup olur. Her ne kadar erkek kadından üstün gibi görünse de gerçekte kadın, erkeğe galip gelmektedir. Kadının güzel yüzü, edası, ağlayışı ve zekâsı erkeği kendine esir eder. Sevgi ve acıma duygusu olan erkekler kadınlara karşı daima anlayışlı ve şefkatli davranır. İşte bu irfan sahibi kişilerin gösterdikleri sevgi aslında Hakk‟ın nuruna ve güzelliğine gösterilen sevgidir. Cahiller böylesi erdemlerden yoksun oldukları için kadınlara karşı kaba ve kırıcı davranırlar diyerek aslında kadının erkekten daha üstün olduğunu belirtiyor. 8 Yakıt, a. g. m 9 Yakıt, a. g. m 10 Öztürk, a. g. m Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 118 Mevlana aynı zamanda kadının beşeri zaaf, kapris ve eğilimlerinden de bahsetmiştir. Fakat hiçbir zaman onları hor görmemiştir. Ancak hislerine kapılan nefsanî duygudan kendini kurtaramayan kadınların nasıl küçüldüklerinden bahseder. Mevlana hep anlattığı hikâyelerde cinayetlerin, kötülüklerin kadınlar yüzünden meydana geldiğini bildirir. Mevlana bütün kadınları suçlamamakla birlikte kadının zaafına yenik düşen erkeklerin sıkıntıya düşeceklerini de dile getirmiştir. Bu konu da Mevlana şöyle diyor: “İblis, kaç kere masallar söyledi Adem‟e; ama sonunda Havva, ye deyince yedi Adem o meyveyi. Zulüm ve adalet dünyasında ilk kan, Kabil elinden döküldü; döküldü ama kadın yüzünden döküldü. Nuh, tavada kebap kızartmak istedikçe Vahile, tavaya taş atardı. Kadının düzeni, onun işini şaşırtır, arı-duru öğüt suyunu bulandırır-giderdi. Topluma gizlice haber yollar, bu yol yitirmişlerden dininizi sakının derdi. Kadınların düzenine son yoktur.”11 Bu sözleriyle Mevlana‟nın kadının hilesinin büyük olduğundan ve zaaflarından uzak durulması gerekildiği anlaşılıyor. Mevlana bu konu üzerinde çok durmuştur. Kadın erkek için çok riskler taşıdığını, tehlikeli olduğunu söyler. Hatta bu konuyu, dünyadan sakının, kadınlardan sakının çünkü iblis insanları avlamak için pusudadır. Temiz ve sakınan kişileri avlamak için kadınlardan daha fazla güvendiği yoktur hadisiyle de temellendirmiştir. b) Evlilik ve Kadın Erkek Uyumu Mevlana‟ya göre kadın, bir bütünün yarısıdır. Eş veya bir çiftin diğer tekidir. Mevlana kadın ve erkeğin aynı cevherden geldiğini yani kadın ve erkek ruhlarında herhangi bir cinsiyet farkı yoktur. Mevlana‟nın bu fikri de kadın ve erkeği eşit tuttuğunun göstergesidir. Böylece Mevlana kadınla erkeği, insan olma konusunda, iman ve amel hususunda ve hatta evlilikte eşit ve denk görmektedir. Evlilikteki eşitliği de mesnevisinin I.cildinde şöyle belirtmiştir: “Sen benim eşimsin. Eşler birbirine benzemelidir ki, işler beraber olsun, yürüsün. Eşlerin birbirine benzemesi gerektir. Ayakkabı ve mest çiftlerine bir bak! Ayakkabının biri ayağına dar gelse, onlar işe yaramaz. Seni topal ederler. Hiç kapı kanadının biri büyük biri küçük ve ormandaki arslan kurt ile eş olur mu? Biri boş diğer malla dolu iki çuval devenin sırtında muvazeneli duramaz.”12 İslamiyet‟te de evlilik için belirli şartlar ve denklik vardır. Bu denklik ise görgüde, terbiyede tahsilde, kültürde, yetişme çevresinde ve hatta boy ve güzellikte bile birbirine eşit olmalıdır. İslamiyet evliliği ve kadını bu derece ince düşünerek önem vermiştir. İslamiyet‟in dönemlerinde kadınlar haklarını arayabiliyor ve özgürce Peygamber efendimize sorularını sorabiliyorlardı. Örneğin; Hz. Ömer bir gün hutbe okurken: Kadınlara 11 Öztürk, a. g. m 12 Yakıt, a. g. m Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 119 mehir verirken aşırı gitmeyin, eğer onlara çok mehir vermek dünyada hayır ve Allah katında takva göstergesi olsaydı bunu sizin en üstününüz olan Hz. Peygamber yapardı demiş ve o sırada bir kadın kalkıp: Ey Ömer, Allah bize veriyor sen ise haram kılıyorsun diyerek ayeti hatırlatmış ve bunun üzerine Hz. Ömer: Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı demiştir. Bu olaydan, o dönemde kadınların mescitte bulunduğunu, söz hakkına sahip olduklarını ve haklarını savunduklarını çıkartabiliriz. Mevlana, oğlu Sultan Velet‟i Fatma Hatun ile evlendirirken de önemli tavsiyelerde bulunmuş ve şöyle söylemiştir. “Bugün sen oğlumuzun nikâhında, sana, seni denemek üzere teslim edilen gönül ve gözümüzün aydınlığı, Fatma Hatun‟un gözetilmesi için şunu vasiyet ediyorum: Umulur ki oğlumuz ona haksızlık etmez, bir an bile kadının gönlüne; babamın ölümünden sonra vefasızlık ediyorlar diye bir şey söylenemez. O öyle bir kadındır ki cevherinin temizliğinden ötürü şikâyette bulunmaz sabreder. Fatma Hatun‟u aziz tutasın, her gün ve geceyi bayram günü ve gecesi bilsin.” 13Mevlana‟nın kadına layık olduğu gerçek değeri verdiğini, kadın ruhunun inceliklerinden anladığını oğluna vermiş olduğu bu tavsiyelerden açıkça anlayabiliyoruz. Mevlana aile hayatında da son derece iyi bir eş ve iyi bir baba olmuştur. Bunu yaşantısından, eserlerinden ve onun hakkında söylenen sözlerden anlayabiliriz. Mevlana tek eşli bir hayat yaşamıştır. Evinde cariye de kullanmamıştır. Ancak eşinin vefatından sonra başka biriyle evlenmiştir. Görüldüğü gibi Mevlana kadına çok büyük önem vermiş ve bunu hayatına da yansıtmıştır. Sonuç Yüzyıllardır tartışılan kadın problemini inceledik. Kadının ilkel toplumlarda ve bazı gruplarda önem verilse de yine de erkekten ayrı görülmüştür. Fakat sonraki dönemlerde olduğu gibi çok fazla aşağılanmaya ve kötü durumlara maruz kalmamıştır. Hatta kadınların kutsallaştırıldığı ve mitolojilere konu oldukları da olmuştur. Daha sonraki dönemlerde ise toplumlarda kadın hep aşağılanmış, hakları elinden alınmıştır. Özellikle Batı toplularında kadın bir eşya ve cinsel bir meta olarak görülmüştür.19.Yüzyılda feminizm hareketleri de kadınların kendi haklarını savunmak amacıyla batı da ortaya çıkmıştır. İslamiyet‟ten önce cahiliye döneminde de kadın zelil bir durumdaydı. Toplumda hiçbir yeri ve değeri yoktu. Adeta alınıp satılabilen eşya konumundaydı. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Hatta kadının erkek çocuğu olmadan aile üyesi olarak sayılmıyordu. Evlilikte ise erkek isteği kadınla evlenip istediği zaman da ayrılabiliyordu. Daha sonra İslamiyet kadına çok büyük haklar vermiş, zelil olan durumdan kurtarmıştır. 13 Öztürk, a. g. m Fârâbî e-dergi Yıl: 1 Sayı: 1 120 Kadının hakları sorumlulukları ayetlerde belirtilmiştir. İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) de bizzat kadınlara değer vermiş sorunlarını dinlemiş ve ashabına da kadınlara değer vermelerini onları Allah‟ın emaneti olarak görmelerini istemiştir. Günümüzde de belirttiğimiz gibi kadının konumu iyi gösterilmeye çalışılsa da hala büyük problemlerin olduğunu bilmekteyiz. Aile içi şiddetin, boşanmaların ne yazık ki günümüzde git gide arttığını görmekteyiz. Bu konular ile ilgili çalışmalar yapılsa da yeterli olmamaktadır. Kadının toplumdaki yerine dair durumunu genel anlamda iki şekilde işledik. Bunların birincisi, kadının toplumdaki yeri ve ikincisi, Mevlana‟nın kadın anlayışı ve kadına bakışı. Mevlana, kadına büyük değer veren, onların haklarını savunan büyük alimlerden birisidir. Mevlana eserlerinde kadının önemine ve aynı zamanda zaaflarına yer vermiştir. Onların toplumdaki yerinden bahsetmiş, sema törenlerine katılmalarına izin vermiştir. O bizzat kadınların bir sorunu, problemi olduğu zaman dinler nasihatlerde bulunurdu. Kadının toplumdaki yerini, bir aileyive toplumu yetiştiren ona şekil veren güce sahip olduğunun bilincinde bir kişiydi. Mevlana‟nın yaptıkları sadece sözde kalmamış, nasihatlerini uyarılarını her zaman yapmış, kendi yaşamında da bu konuya ayrı bir önem vermiş ve bu şekilde örnek olmuştur.



    Gelen Aramalar: geçmişten günümüze kadın hakları,geçmişten günümüze kadının yeri,MEVLANANIN geçmişten günümüze önemi,dış devletlerin kadın haklarına verdiği önem,Geçmişten günümüze toplumu ilerleten kadınlarımız ve yaptıkları,mevlananın geçmişten günümüze katkıları ve önemi
  • Bu Yazılar da ilginizi çekebilir
    2014 YAZ MODASI
    2014 YAZ MODASI
    2014 Yaz Sezonu Trend Renkleri
    2014 Yaz Sezonu Trend Renkleri
    Hipertroid Nedir?Belirtileri Nelerdir?
    Hipertroid Nedir?Belirtileri Nelerdir?
    Aslan Burcu
    Aslan Burcu
  • Yorum Yapmak İster misiniz?

    İsim ve mail adresinizi yazın. E-Posta adresiniz gizli kalacaktır.

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>